Zevzirler de gitti, Teke Halil. Senden sonra zevzirler de gitti.

Teke Halil, senin gidişin menenjitten dediler. Sebep menenjitmiş.

Allah dediler, takdir onun dediler. Dediler ki Halil, Allah kumrulara kıyanları affetmezmiş. Onlar Yusuf'u anlatırmış hep. Pencerelerin kenarında, duvarların üzerinde durup, "Yusuf'u tutun, kuyuya atın." deyip Yusuf'un babasını uyarmaya çalışırlarmış.

Onun için kumrulara kıyılmazmış.

Bilerek mi vurdun o gün o kumruyu, yoksa güvercin mi sanmıştın? Keşke be Halil, keşke be Teke Halil, yere düştükten sonra kafasını kopartmasaydın. Belki yaşardı. Sen de menenjitten ölmezdin.

Senin için diyorlar ki çok kuş vurdu, sapanıyla kumru bile vurdu. Allah da onu cezalandırdı.

Tabii ya, sen bilmezsin; süngele sapan diyorlar artık. Zaten çocuklar artık pek kullanmıyorlar. Çok şey değişti, çok şey değişti gittiğinden beri Halil. Çok kuş bile kalmadı.

Boş ver sormayı. Uzun hikâye, Halilim. Anlatsam da anlamazsın ki. Dokuz yaşındasın. Neler değişti, neler bozuldu, neler kirlendi, anlamazsın ki, Teke. Dedim ya, uzun hikâye.

Ama şunu diyeyim: Artık mahallemizde tanıdığın kimse kalmadı. Herkes başka yerlere taşındı. Bizleri sorma, Teke Halil. Tüm arkadaşların, hepsi bu hayat denilen değirmende öğütüldü; kepeği bir tarafa, unu bir tarafa savruldu. Dedim ya, Teke Halil, çok sorma. Uzun hikâye. Ben de gittim, hem de çok uzaklara. Ben ne yapayım bu uzak şehirde? Sizin anılarınıza sığınmışım. Kendimle söyleşir dururum böyle.

Tembel Tepe'deki Ermeni mezarlarının üzerine yeni bir okul yaptılar. Karakol inşaatı bitti. Deli Şükrü'nün bekçiliği de bitti tabii ki. İlk o terk etti belki de mahalleyi.

Bak, buna üzüleceksin. Sıkı dur. Nakıp Ali'nin sinemasını yıktılar. Çok üzüleceğini biliyordum. Artık hiçbir çocuk elinde süngeliyle zevzir avlamaya gitmiyor sinemanın oraya. Zevzir yok Halil, hiç zevzir yok. Elektrik telleri de yok. Zevzirlerin birbirine sokulup siyah Oltu taşından tespih gibi üstlerine tünedikleri elektrik telleri yok.

Hani akşamları ellerimizde süngeler, zevzir vurmaya giderdik. Sen bir atışta üç beş zevzir düşürürdün. Artık yok. Unut onları. Bilmiyorum nasıl kayboldular. Nereye gittiler.

Elektrik telleri yerin altına alındı, sinema yıkıldı. Onlar da kayboldu.

Bir de Halilim, kirlilik diyorlar, dengeler değişti diyorlar. Biz insanlar doğayı bozmuşuz, öyle diyorlar. Her şey kirlendi; su kirlendi, hava kirlendi, yediklerimiz kirlendi. Evet, anladın... İnsanlar, en çok insanlar kirlendi. Neyse, bu da uzun hikâye.

Senin nasıl gittiğini anladık, Halil, de zevzirleri anlayamadık. Bu kadar çok zevzir Antep'i bırakıp nereye gider? Acaba kirlenmemizden mi, yoksa herkes bir taraflara gittiğinden mi?

Bu uzak şehirde bir iki gördüm onları. Burada sığırcık diyorlar zevzire. Onlar da bizim gibi gurbet mi acaba?

İnsan bazen tuhaf şeylere özlem duyuyor, Teke Halil. Ben de bu ara zevzirleri özlüyorum.

Aklıma zevzirler geliyor o zaman. Sen, Köse, Hıra, Haydar, Bereket'in oğlu, Çatal Hasan, Cıvo, diğerleri geliyor gözümün önüne o zaman. Biliyor musun, Teke Halil, sizleri, mahallemi, Tembel Tepe'yi, zevzirleri düşünüp hiç utanmadan, bu yaşımda bağıra çağıra ağlıyorum.

Yaa Teke Halil, sen gittin. Senden sonra gidenler de oldu.

Zevzirlerden sonra neler gider, bilmem.