Kazıklı Köyü'nü geçerken saatine baktı. Gece saat on olmuştu. Gecikmişti.
Kilisli Ocak'la pazarlık gereksiz yere uzamış, malların çoğunu doğru dürüst inceleyemeden fiyatı kabul etmek zorunda kalmıştı.
Altındaki, kaçakçı arabası diye bilinen güçlü Ford Station'ın bagajı tıklım tıklım kaçak eşyayla doluydu.
Gaza biraz daha bastı. Saat 11.00'de Antep'e girmeli, malları boşaltmalı, 12'den önce vilayet binasının önünde olmalıydı.
Çapalı Köyü sapağına yaklaştığında el feneri ışıklarını gördü. Jandarma kontrolü vardı. Jandarmanın, Kilis-Antep yolundaki kaçakçılığı önlemek için yaptığı rutin kontrolüydü.
Geç kalmıştı. Böyle kontrollerden çok geçmişti. Hiç heyecanlanmadı. Ama bu kontrol bugün olmasa iyi olurdu.
Ayağını gazdan hafifçe çekti. Jandarmaya yavaş yavaş yaklaşıyordu. Durdurmadan önce plakayı okusunlar istiyordu.
Valinin arabasını durdurmaya yürek isterdi.
El fenerlerinin ışığı arabanın üzerinde dolaşıp duruyordu. Muti ayağını gazdan biraz daha çekti. Ford ağır ağır kontrol noktasına süzüldü.
Ama duramazdı. Gerekirse basıp geçecekti. Jandarma jipinin Ford Station'a yetişmesi mümkün değildi.
Adı Muti'ydi. Hangi ismin kısaltmasıydı, kimse bilmiyordu. O, herkesin Muti'siydi; esprili, hep gülen, heyecanlandığındaki kekeleyen, incecik, dal gibi bir adamdı.
Uzun yıllar taksicilik yapmıştı. Valiliğe deneyimli şoför alınacağını duyunca başvurmuş, sevecen davranışlarıyla kendini işe aldırmıştı. Maaşı azdı ama olsundu. Hiç yorucu değildi. Sabah valiyi al, vilayete bırak; akşam evine veya bir toplantıya götür.
Gündüzleri vali pek dolaşmazdı. Herkes ona gelirdi. Toplasan günde en fazla üç saat kadar araç kullanıyordu. Bir tek gece toplantılarında beklemek zorundaydı.
Ama bazen rahat batıyordu işte.
Bir pazar günü, müdavimi olduğu kahveye Kilis'ten Ocak geldi.
Asker arkadaşıydı. Halep'te kaçağa gider, katırlarla mal getirir, Kilis'te satardı. Laf lafı açtı. Muti işinden bahsetti; rahatlığından, boş zamanının çokluğundan, akşamları dört beş saat valiyi beklemenin sıkıntısından söz etti.
Ocak, Muti'ye eğilip kısık sesle, "Cesaretin varsa ben senin boş zamanını doldururum." dedi.
Muti, o günden sonra valinin uzun toplantısı olduğu cuma günleri valiyi toplantıya bırakıyor, son sürat Kilis'e gidiyor, Ocak'la malları arabanın bagajına doldurup Antep'e dönüyordu.
Malları, arkadaşı Reşit'in ortak olduğu şarap deposuna zulalayıp toplantı bitmeden valiye yetişiyordu. Zulalıyordu; çünkü Reşit'in haberi yoktu. Reşit duyarsa sille tokat gebertene kadar kendisini döverdi.
Eski bir kabadayı, şimdi bir sosyalist olan Reşit böyle şeyleri affetmezdi. Kabadayılığı bırakıp sosyalist olduktan sonra elini eteğini bu işlerden çekmişti. Yapana da kızardı. Çünkü aynı zamanda Türkiye İşçi Partisi'nin Gaziantep'teki önemli kişilerinden biriydi.
Ama şaraphane kendisi için en kolay yerdi. Hem şehrin girişindeydi hem de şarap dağıtıcısı Nuri'yi kafayı almıştı. Her sevkiyatta cebine harçlık koyuyordu.
Cumartesi erkenden, kimse gelmeden gidip malları alıyor, Kilis Pasajı'ndaki alıcıya devrediyordu.
Bu herhâlde on sekizinci seferiydi ve neredeyse alacağı evin yarı parasını kazanmıştı.
En yakın jandarma ile arasında beş metre ya var ya yoktu. Uzatmalı başçavuş aniden bir adım geriye gidip selama durdu. Derin bir nefes aldı, elini camdan çıkarıp, "İyi geceler!" diye bağırdı. Ayağı gaz pedalına gitti.
Gaza basıp her zamanki gibi Ford'unu şahlandıramadı.
Frene bastı.
Önünde fötr şapkalı üç kişi duruyordu. Cama doğru eğildi.
Vali ve üç yardımcısı.
Vali açık cama eğildi, gülümsedi.
— Seni karşılamaya devlet erkânı geldi, Muti...