Gaziantep, bilinen tarih boyunca yerleşim merkezi ve ilgi odağı olmuş bir kenttir. Çok çeşitli kültürlere ev sahipliği yaptığı için gerek gelenek ve görenekleri gerekse yemek kültürü bakımından çok zengin ve dikkat çekicidir.
Bilindiği gibi Gaziantepliler damak zevklerine çok düşkündür. Bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Hele mangal ve kebap deyince, bu işin zevkine varan ve bunu bir keyif aracı hâline getiren bu şehrin insanlarıdır. Yaz aylarında Gaziantep'e gidenler, Dülük Ormanı'nın yanından geçerken ormanın yandığını zannederler. Gördükleri, bol kuyruk yağlı kebapların piştiği mangalların dumanıdır.
Türkiye genelinde piknik adı verilen bu etkinliğe Antepli "sahre" der. Ve sahrenin mevsimi olmaz.
Yazın zaten normaldir. Sonbaharda gazel (sararmış yaprak) tepelemeye, kışın kar tepelemeye gidilir. Eh, tabii baharı da karşılamak gerekir ki hatırı kalmasın.
Sahrede ağırlık kebaptadır. Ama ince bulgurla yapılan köfteleri, zeytinyağlıları da unutmamalı. Tabii içkiyi de...
Şunu da belirtelim: Sahrenin nasıl ki mevsimi yoktur, saati de yoktur.
Yalnız yaz aylarında bir ayrıcalık vardır. Bu mevsim, "esnaf sahresi" mevsimidir.
Kunduracılar, yemeniciler, kebapçılar, terziler, fırıncılar, tamirciler; velhasıl ne kadar esnaf varsa esnaf sahresine gider.
Esnaf odası, her esnaf grubuna pazara gelmeyen bir gün belirler. Örneğin; fırıncılar 25 Haziran, tamirciler 26 Haziran, terziler 27 Haziran gibi.
Belirlenen o gün, o esnaf grubunun çalışması yasaktır. Yalnız fırınlarda nöbetçi fırın belirlenir ve çalışmasına izin verilir.
O gün her patron çalışanlarını sahreye götürmek zorundadır. Bütün masraflar patrona aittir. Patron yemekleri yaptırır, içeceklerini alır, sabahın erken saatlerinde çalışanlarını sahreye götürür.
Elemanlar alabildiğine, saygı çerçevesinde, özgürce felekten bir gün çalarlar.
Nöbetçi kalan esnaf, çalışanlarına fazla mesai ücreti öder. Veya özel bir durum dolayısıyla sahreye götüremeyen patron, çalışanlarına ayrıca para öder. Ama iş yerini açamaz.
Sahrede patronun yapacağı ikramın büyüklüğü bir övünme vesilesidir.
Sanayileşme, göç, esnafın gücünü ve özelliğini kaybetmesi ve benzeri gelişmeler ne yazık ki bu güzel geleneğin, birçok gelenek gibi, kaybolmasına yol açmıştır.
Sanıyorum Antep'te bile otuz yaşın altındakiler bu geleneği bilmezler. Yılda bir gün dahi olsa bunun çalışanlar üzerindeki olumlu etkisini hissedemezler. Umarım yanılıyorumdur.
Parmakla sayılacak kadar esnaf bu geleneği uyguluyormuş...
Tekrar canlandırabilir miyiz? Bilmiyorum. Çok zor. Antep'in yerlisi azınlık olmuş.
Antep...
Neyse, esnaf sahresini anlatmak için bunları yazdım. Fazlasına girersem gerçek bir Antepli olarak ağlamaya başlarım.
Hoşça kalın.