"Haklısınız arkadaşlar. Toplumu karanlığa sürüklüyor. Hepimiz hemfikiriz. Kapitalizm bunu uyutma aracı olarak kullanıyor. Hem de köyden kente göç eden insanlar daha çok etkileniyorlar.

Gelip dönemeyenler...

Varoşların, gecekonduların insanları...

Yani insanın mücadeleci ruhunu yok ediyor. Acıyı, ıstırabı meşrulaştırıyor. Aşkı ve acıyı koşulsuz ilk plana alıyor.

Sanki fakirliği de vurguluyor ama fakirliği, aşkı, kavuşamamayı, bunların verdiği acıyı bir ağıt, bir yalvarış biçimiyle meşru kılıyor.

Hayatın normal olması gereken bir evresi gibi sunuyor. Enver arkadaşımızın dediklerine katılıyorum. Ben de o sözlerin altına imzamı koyarım. Hatta ben daha ileri gidip diyorum ki bu plakların, kasetlerin evimizde bulunması resmî ideolojiye, kapitalizme hizmettir.

Enver arkadaş, arabesk meselesini sonra tartışsak.

Önce bu kız konusunu bir karara bağlayalım.

Benim bu kıza karşı duyduğum hisler tamamen devrimci ahlak ve tutarlılık çerçevesindedir.

Bugün olanaklarım el verse evlenmek isterim.

Hayır, hayır. Bu beni devrimci mücadeleden geri koymaz. Eğer evlenmiş olsak o da mücadele şartlarını kabul etmiş demektir.

"Profesyonel devrimciler evlenmemeli." sözünüze katılmıyorum. Arkadaşım, şimdi dava arkadaşıyla evlenmiş, sırt sırta mücadele eden arkadaşları isim isim saydırmayın.

"Evlilik mücadele ruhunu zayıflatır." sözünüze de şiddetle karşıyım. Adil'le beni niye kıyaslıyorsunuz ki? Adil zayıf kişilikli bir arkadaşımızdı zaten. Olaylara ya da işgallere giderken nedense hep anneannesini hastaneye götürmesi gerekirdi.

Evet, biliyorum o olayı. Hayriye söylerken ben de yanlarındaydım.

Yok efendim, Şermin onu çok seviyormuş. Ona bir şey olursa Şermin intihar edermiş. Kendini bu yüzden sakınması gerekirmiş. Artık olaylardan uzak duracakmış. Aynen böyle söyledi.

Yapmayın arkadaşlar. Benim Adil gibi yapacağımı düşünmeniz beni bu öz eleştiri isteğinizden daha çok kırar. O zaman çekip vurun beni.

Doğa da böyle gerek görmüş ki erkek ve kadın olmuş. Biliyorsunuz ki bizim felsefemizde rastlantısal diye bir şey yoktur.

Bu kızla konuşma, arkadaşlık yapma konusunda istediğiniz öz eleştiriyi vermeyi reddediyorum.

Bir kızla okul çıkışında buluşmayı, bulvarda yan yana yürümeyi hangi devrimci yasa kısıtlar, anlamıyorum.

Nazım'ın Piraye'ye şiirlerini hatırlayın arkadaşlar.

Hayır Oktay, ona neden bacı diyeyim ki? Neden bütün kızlar bacım olsun ki? Davamızda yoldaş bile olsak bacı denmemeli bence. Sana katılıyorum Haydar arkadaş. Devrimci ahlak sahibi olarak yoldaş, arkadaş olmalıyız. Ama gönül severse bunu da hoş görmeliyiz.

Şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Yoldaşına cinsel bir meta gibi bakmamaktır esas olan. Ama aşk biraz cinselliğin dışında da bir şeydir.

Tabii dediğiniz doğru, kız devrimci değil. Daha doğrusu devrimci altyapısı zayıf. Onu ben yavaş yavaş geliştiririm.

Tabii, tabii. Sürekli anlatıyorum, kitaplar veriyorum.

Enver arkadaş çok kırıcı yaklaşıyor. Arkadaşımızı uyarmanızı rica ediyorum.

Bir kızla düzeyli bir ilişki kurmaya çalışıyorum ve bu konuda öz eleştiri vermeyi reddediyorum. Kusura bakmayın.

Tamam Oktay arkadaş, onu da konuşalım.

Madem konuyu açtın, kısaca tartışalım. Herkes eteğindeki taşları döksün. Hangi kitapta, hangi broşürde yazıyor bu?

Bana bir tane örnek gösterin lütfen.

Yok tabii. Geçen gün Ankara'dan gelen köy çalışmalarında görevli arkadaşı görmediniz galiba. O da kot pantolon giyiyordu.

Nasıl görmedin Haydar? Seninle kahvede otururken bizim masaya geldi.

Pahalı, doğrudur ama burjuva özentisi değil.

Sağlam.

Zaten başkasının eskilerini giyiyoruz.

Enver arkadaşım, ne demek istiyorsun?

Kot giyme, artist gibi İspanyol paça giyme, düşük kemer giyme... Ne yapalım, şalvar mı giyelim?

Yok kardeşim, bırak bu şekilciliği. Şimdi de uzun saça karşı çıkacakmışız. Dünden bugüne ne değişti? Bence bu konu üzerine bu kadar konuşmak bile zaman israfı.

Param olsa filtreli Maltepe içerim. Vallahi de billahi de bir daha Birinci içersem adiyim.

Sayın arkadaşlar, izninizle artık bitirelim bu eleştiri-öz eleştiri faslını.

Haklısınız, bir an unuttum o konuyu.

Tamam, tabii ki konuşalım.

Hayır arkadaşlar, kaçmıyorum. Konu dağıldı ya, unuttum.

Tabii Haydar, bilmez olur muyum? Geçen işçi toplantısında ben bilgilendirmiştim katılımcıları o konuda.

Sanıyorum zayıf anıma denk geldi.

Pek fazla hatırlamadığımı da söylemem gerek. Biraz içki sınırını aşmışım. Mazeret olmadığını biliyorum Enver arkadaş.

Mahalleden örgütlemeye çalıştığım lümpen arkadaşlara uymuşum.

Tabii sonuna kadar haklısınız. Örnek olmam gerekirdi.

Nasıl oldu bilmiyorum. Herhangi bir açıklama getiremiyorum. Fazla içmişim. Tabii ki devrimci duruşa yakışmadığını biliyorum.

Ama koruya nasıl gittik, inanın hatırlamıyorum.

Şarapları oradan almadık, yanımızda götürdük.

Benim ceketin iç cebinde olduğunu hatırlıyorum.

Hiç hatırlamıyorum demedim Oktay. Ama kesik kesik, film kopuyor bazı yerlerde.

Katıldım tabii ki. Hatırlıyorum. Herkes söylemeye başlayınca ben de katıldım.

Bak Haydar arkadaş, daha önce de söylediğim gibi bu konudaki bilgilendirme toplantılarının konuşmacısı benim tabii ki.

Bilmez olur muyum? Arabesk uyuşturucu gibidir. Acıma, acındırma vardır; teslimiyetçidir, kabullenmedir. Biliyorum ama oldu olan.

Sanıyorum yedi kişiydik.

İlk Orhan Gencebay'dan söylendi, sonra Hakkı Bulut falan.

En çok Orhan Gencebay'dan söyledik.

Oktay, nereden ezberlediğim var mı? Hangi kahvehaneye gitsek bunlar çalınıyor. İster istemez ben de ezberlemişim bazılarını.

Çok haklısınız arkadaşlar. O ortamda olmam affedilir bir şey değildir. Çok utanç verici.

Ama olmuşla ölmüşün çaresi yoktur.

Keyif aldım almadım çok önemli değil ama...

Evet, utanarak söylüyorum; galiba hoşuma gitti. Yalan söyleyemem. Galiba âşık olmamın etkisi oldu.

Komitenin öz eleştirimi kabul etmesini rica ediyorum.

Bu olayın bir daha tekrarlanmayacağına devrimci namusum üzerine söz veririm. Bana dernekten uzaklaştırma verirseniz de saygıyla karşılarım.

Teşekkür ederim."